Hayvan çeşitleri/A`dan Z`ye Hayvanlar

Anakonda

Anakonda 250 kiloluk ağırlığıyla dünyanın en ağır yılanıdır. Yaklaşık 9 metre uzunluğundadır ve genellikle dişileri erkeklerinden daha büyüktür. Güney Amerika’daki yağmur ormanlarında ve nehir düzlüklerinde yaşar. Ilık sularda uzanmayı sever ve dalınca su altında 10 dakika kalabilir. Su içmeye gelen kuşları ve hayvanları tuzağa düşürmek için sabırla bekler. Bu yüzen gözleri ve burun delikleri kafasının en üstündedir.
Arada güneşin tadını çıkartmak ve avlanmak amacıyla ufak ağaçlara ve çalılara tırmanır. Anakonda, boa yılanının yakın akrabasıdır ve onlar gibi avlarını ezerek öldürür ve bütünüyle yutar.

Yemek yemeden aylarca yaşayabilir, fakat yediği zaman iyi bir ziyafet çeker. Bütün bir domuzu silip süpürebilir ve bir oturuşta bir geyiği yiyebilir. Jaguarlara ve zaman zaman insanlara da saldırdığı bilinir.
Peki bu şekilde yemeyi nasıl başarıyorlar? Çeneleri, genişçe esneyebilmelerini sağlayan özel bağlarla birleştirilmiştir. Kurbanlarını kafalarından başlayarak yutarlar böylece bacakları takılmaz. Bir yılan, büyük bir hayvanı yuttuğu andan itibaren hemen sindirmeye başlar. Aksi halde avlanan hayvan yılanın midesinde çürümeye başlar ve besin zehirlenmesinden ölümüne yada hastalanmasına yol açar.

Anakonda’ nın dişleri vardır fakat diğer pek çok yılan gibi zehirli değildir. Bir anakonda tarafından ısırılmak mümkündür fakat ısırık tek başına ölümcül değildir. Anakondalar genellikle olabildiğince sessizdirler fakat bu sessizlik çiftleşme zamanı geldiğinde bozulur. Bu dönemlerde erkek anakondalar dişinin dikkatini çekmek için yüksek bir gürültü çıkartırlar. Dişiler bir batında 40’ ın üzerinde yavru doğurur.
Bazı Güney Afrika yerlileri, 25 metrenin üzerinde anakondalar gördüklerini bildirmişlerdir. Hiç kimse bu ölçülere yakın bir anakonda yakalayıp, ölçmemiştir.

 

Antilop

Antiloplar sığırlar gibi toynaklı ve boynuzlu hayvanlardır. Görünüşleri geyiği andırır,ama sığırlarla daha yakın akrabadırlar. Sığırlar gibi geviş getirirler. Yani önce yiyeceklerini pek çiğnemeden yutarlar. Sonra bunları yeniden ağızlarına getirir, iyice çiğnerler.
Antiloplar Afrika ve Asya’ da yaşar. Çoğu gruplar halinde savanlarda yada ormanlarda dolaşır. Büyüklükleri çok değişir. Kral antilobun boyu omuzuna kadar ancak 25 santimetredir. Boğa antilobun boyu 1,8 metreyi aşabilir.
Bazı anlitopların boynuzları burgu gibi uzar. Kudu denen antilobun boynuzları 1,5 metre olabilir. Geyiklerin boynuzları her yıl kökünden koparak düşer. Antiloplarınki ise sığır ve koyunlardaki gibi hiç değişmez.Ceylan bir antilop çeşididir. Çevikliği,hızı ve güzelliğiyle ünlüdür. Antiloplar uysal ve ürkektir. Sürü halide dolaşır, tehlikeye karşı birbirlerini uyarırlar. Bazıları saatte 65km hızla koşabilir. Üstelik hızlarını uzun süre koruyabilirler. İmpala adlı antilop bir sıçrayışta 2 metre kadar yükselir ve 9 metre kadar yükselir ve 9 metre uzağa atlar.

 

 

Armadillo

Armadillo İspanyolca’ da zırh giymiş adam anlamına gelir. Bununla birlikte Armadillo bir kaplumbağaya benzer. Karıncayiyen ile yakın akrabadırlar. Armadillo inanılmaz bir kazıcıdır. Öndeki inanılmaz kuvvetli pençeleri kullanarak toprağı kazar ve arka ayaklarını kepçe gibi kullanarak toprağı atar.

Armadillo bir defada nefesini dakikalarca tutabilir. Bu onu toz ve toprakla boğulmaktan kurtarır ve inanılmaz bir dalış yeteneği verir.
Bütün bu sinir bozucu ağır zırhlı gövdelerine rağmen armadillolar çok iyi yüzücüdürler.Bu zorlayıcı hareketliliğin sonucu olarak çok fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar ve bir armadillo yılda 100 kg. nun un üzerinde böcek, larva ve solucan yer.
Armadillonun 8 farklı türü vardır ve Arjantin’ den merkezi Amerika ve Florida’ ya kadar olan bölgelerde yaşarlar.

Son 150 yıldan fazla bir zamandır sekiz renkli armadillo Birleşik Devletler’ in güneydoğusunda çok büyük bir hızla yayılmıştır. Başıboş bir şekilde yerleşim yerlerinde dolaşırlarken sık sık arabalar onlara çarpar.
Bir armadillonun diğerlerinden çizgileriyle ayrılacağını söyleyebiliriz. Üç renk armadillonun fazladan bir özelliği vardır. Kendini düşmandan korumak için top gibi yuvarlanabilir. Sekiz renkli armadillo yuvasının güvenli olduğuna inanır. Güçlü pençeleriyle kendini içeri hapseder ve oradan kımıldatmak hemen hemen imkansızdır. Bu farklı ve tuhaf yaratık bir sıçrayışta 1 metreye kadar sıçrayabilir. Dişi armadillolar zırhlarıyla birlikte birbirininin aynı dört bebek dünyaya getirirler. Tabakalar başlangıçta yumuşak ve derimsidir ve armadillo büyüdükçe yavaş yavaş sertleşirler.

 

Çekirge
Çekirgeler çok gürültücü böceklerdir. Yakın akrabaları cırcırböcekleriyle birlikte tür sayıları 1O bini aşar. Renkleri genellikle yeşil ya da kahverengimsidir. Çekirgelerin üç çift bacağı vardır. Arka bacakları sıçramaya çok elverişlidir. Bazıları bir kerede 1 metre sıçrayabilir. Çoğu arka bacaklarını kanatlarına sürterek ses çıkarır. Cırcırböcekleri ise ses çıkarmak için kanatlarını birbirine sürter. Genellikle erkeklerin çıkardığı bu sesler dişilerin dikkatini çekmeye yarar. Göçmen çekirgeler bazen büyük sürüler oluşturur ve tarım ürünlerine zarar verir.

 

İguana

Sık rastlanan yada yeşil iguanalar merkez ve Güney Amerika’ da, ve oranın yerlileri tarafından “ağaç tavukları” diye çağrıldıkları küçük Batı Hint Adaları’ nda yaşarlar.

Bu sürüngenler 2 metreye kadar büyüyebilir. Vücutları yumuşak pullu deri ile kaplıdır ve sırtlarında omurilik sıralanmıştır. Kısa bacakları, çizgili bir kuyruğu ve keseli gırtlağı vardır. İguanalar zamanlarının çoğunu dinlenerek geçirirler. Sıradan iguanalar ot oburdur ancak bazı türleri böcek atıştırmaktan hoşlanırlar. Sosyal hayvanlardır, birlikte güneşlenir ve yemek yerler. İguanalar iyi tırmanıcı ve yüzücüdürler. Bacaklarını içeriye saklarlar ve kuyruklarını kullanarak su üzerinde ileriye doğru hareket ederler. Su altında 30 dakikaya kadar kalabilirler.

İguanalar kurak mevsimde eşleşirler. Dişiler yumurtalarını toprağa gömmeden önce 2 ay taşırlar. Doğru yeri bulmak için 5 kilometre uzağa gidebilir ve sonra 12 ila 40 yumurtayı sırayla bırakırlar. 3 ay sonra yumurtalar çatlar ve bu sürede ıslak mevsim başladığından beslenmeleri için bol miktarda yiyecek olur. Yumurtadan çıkanların boyları  kuyruklarıyla birlikte 23 santim civarında olur. Doğduklarında parlak yeşildirler fakat yaşlandıkça deri renkleri koyulaşır.

İguanalar tehlike altındadır çünkü yağmur ormanlarında yaşayan türü kaybolmaktadır. Aynı zamanda tuzağa düşürülerek evcil hayvan olarak ticareti yapılmaktadır. Gençken sevimli görünebilirler, ancak yaşlandıkça kavgacı olurlar ve üzücü olan yakalananlardan birçoğu ölür.

 

 

Siz hiç Karıncayiyen gördünüz mü?

Karıncayiyen garip görünüşlü bir hayvandır. Uzunluğu 1,8 metreyi bulur. Başıyla birlikte burnu hortum biçiminde uzamıştır.Hortumun ucunda küçücük bir ağız bulunur. Dev karıncayiyen dişsizdir. Karınca ve termitleri çiğnemeden yutar. Bu böcekleri yakalamak için kullandığı yapışkan dili yarım metre uzunluğuna erişebilir. Karıncayiyenler güçlü pençeleriyle karınca ve termit yuvalarını dağıtır. Sonra dillerini uzatarak böcekleri toplarlar.

Karıncayiyenler geceleri avlanır. Gündüz saatlerinde ise otlak arasında uykuya çekilirler. Uyurken kuyruklarını kıvırıp gövdelerini örterler. Bu sayede hem başka hayvanlardan gizlenirler, hem de güneşten korunurlar.

 

Kelebek

Kelebekleri Tanıyalım

Kelebekler geniş,benekli kanatları olan uçan böceklerdir. Tüm böcekler gibi 6 bacağı, 3 bölümden oluşan vücudu ve bir çift anteni vardır.Üç vücut bölümü kafa,göğüs ve karın bölgesidir.
Kelebeğin vücudu minik duyumsal kıllarla kaplıdır. Kelebeğin kanat ve ayakları göğüs bölgesine bağlıdır. Göğüs bölgesinde ise bacak ve kanatlarının hareketini sağlayan kaslar vardır.
Kelebekler çok iyi pilotlardır. Renkli,yanardöner pulları olan iki büyük kanadı vardır. Kelebek ve güveler pullu kanadı olan tek böceklerdir.
Kelebekler vücut ısıları eğer 86 derecenin üzerinde ise uçabilirler.Kendilerini soğuk havada güneşlendirebilirler. Kelebeklerin yaşı ilerledikçe kanatları esker ve rengi  solar.
Kelebeklerin hızı türlerine göre değişir. Zehirli türler zehirsiz olanlardan daha yavaş uçar. En hızlı uçan kelebekler saatte 30 mil. yol alırlar. Yavaş uçanlarda ise bu hız 5 mil kadardır.

Kelebekler başkalaşım yaşayarak 4 farklı yaşam dönemi geçirmektedirler.
Yumurta – Kelebek hayatına üzerinde yumurta olarak başlar.
Larva – Yumurtadan çıkan tırtıl neredeyse sürekli olarak yaprak ve çiçek yer.Tırtıl büyüdükçe deri değiştirir. Krizalite dönüşene kadar boyutu binlerce defa değişir.
Pupa – Krizalite’ye dönüp dinlendiği zamandır.
Yetişkin – Artık uçabilen,güzel kelebek ortaya çıkar.

 Beslenme

Henüz tırtıl olan kelebek tüm zamanını güçlü olan altçenesini kullanarak geçirir.Bir tırtılın ilk yemeği kendi yumurtasının kabuğudur.Bazı tırtıllar etçildir.
Kelebekler uzun ve esnek olan tüp şeklindeki hortum dillerini kullanarak sıvı alabilirler.Bu hortum besinden sıvı alacağı zaman açılır diğer zamanlarda ise spiral şeklinde dolanır.Birçok kelebek çiçeklerden aldığı nektar ile beslenir. 
 
Doğal Ortam

Kelebekler dünyanın her yerinde ve her türlü doğal çevrede bulunurlar: sıcak ve soğuk, kuru ve nemli, deniz seviyesinde yada yüksek dağlarda... Bununla beraber birçok kelebek türü tropik bölgelerde özellikler tropikal yağmur ormanlarında bulunurlar.
Birçok kelebek sert hava ve çevre koşullarından korunmak için göç ederler (soğuk hava gibi). Kelebek göçü çok iyi anlaşılmamaktadır. Göçlerin çoğu kısa mesafeleredir, fakat bazıları binlerce kilometre uzağa göç eder.

 

 

Kivi

Hangi Kuş Uçamaz
Kiviler uçamayan kuşlardır. Tavuk iriliğinde olan bu kuşlar yanlız Yeni Zelanda’da yaşar. Kivilerin ağırlığı 1,5 ile 4 kg. arasında değişir. Çok küçük olan kanatları tüylerinin altına gizlenmiştir. Kiviler gündüz saatlarinde ya gizlenir yada uyur. Gizlenmek için içi boş kütüklere,yerdeki oyuklara girerler.

Gece dolaşmaya çıkar, sivri uçlu uzun gagalarıyla böcekleri, solucanları ve salyangozları yerler. Kiviler başka hayvanlara kolayca yem olduğundan sayıları iyice azalmıştır. Günümüzde bu kuşlar koruma altına alınmıştır.

 

 

Koala

Sık sık koala ayısı da denilir ve ayıya biraz benzemesine rağmen bir ayı değildir. O bir keseli yada keseli bir memelidir ve akrabalarına benzemez.Koala adı Avustralya’da içmeyen anlamına gelen bir aborijin kelimesidir.Bu ona oldukça uygun bir isimdir çünkü koalalar tüm su ihtiyaçlarını okaliptüs yapraklarından karşılarlar.

Bütün keseliler gibi, koalalar da kel, kör ve ufak doğarlar. Koala yavrusu,altı aylık oluncaya kadar annesinin kesesinde kalır ve annesi tarafından emzirilir. Bu sürenin sonunda genç koala yavrusu annesinin sırtına tırmanır ve nasıl besleneceğini öğrenir.
Koala zamanının çoğunu okaliptüs ağaçlarının tepesinde geçirir.Sadece diğer bir ağaca geçmek yada bir ağız dolusu çamur almak için aşağıya inerler. Çamur, yedikleri yaprakları sindirmek içindir.Yapraklar koalalar için çok besleyici değildir ve günde bir kilodan fazla yerler. Enerjilerini toplamak için zamanlarının çoğunu dinlenerek geçirirler.

Koalalar inanılmaz derecede titiz yiyicilerdir ve her bir yenilecek yaprak için, yirmi yaprak koparırlar. Koalanın yediği yapraklar, böcekleri hayvanlardan uzaklaştırdığı düşünülen keskin kokulu bir yağ içerirler. Ne yazık ki bu koku onları aynı zamanda öksürtecek kadar güçlüdür.
1920’lerin sonlarına kadar koalalar derileri için avlanıyordu. Çok şükür ki şu an Avustralya’nın en özel hayvanlarından biri olarak seviliyor ve korunuyorlar.

 

 

Köstebek

Tıknaz ön bacakları keskin pençelidir.Arka bacakları ufak ve güçsüzdür. Pembe noktalı burunları, küçük gözleri ve kısa kürklü kuyrukları vardır. Köstebekler çoğunlukla solucanlarla beslenirler, fakat aynı zamanda böcek larvası içeren diğer ufak hayvanları, kabuksuz sümüklü böcekleri ve salyangozları da yerler. Tünellerinde sık sık solucan depolarlar. Solucanların kaçışını engellemek için başlarını koparırlar. Bir keresinde bir köstebeğin yuvasında 470 adet solucan depoladığı görülmüştür.

Köstebekler yeraltı tünellerinde yaşar. Onlar aktif kazıcılardır ve bir günde 20 metre tünel kazabilirler! Bütün bu kazılardan sonra kendilerini bitkin hissettiklerinde,kuru çim serilmiş geniş odalarında dinlenirler.
Dişiler, yapraklarla ve çimenlerle döşenmiş bu  yeraltı yuvasında bir batında yediden fazla doğum yaparlar. Yavrular üç hafta civarı anneleriyle beslenirler.

 

 

Kurbağa

Hangi Kurbağa Yavrusunu Yer

Bir dişi hayvanın yavrularını yuttugunu duysanız, herhalde onun ne kadar vahşi olduğunu düşünürsünüz. Halbuki Avustralya ’da yasayan bir tür kurbağa, yavrularını vahşiliğinden değil, merhametinden yutmaktadır. "Rheobatrachus silus" adı verilen kurbağanın yumurtadan çıkmak üzere olan yavrularını yutma sebebi, onların emniyetli bir şekilde gelişmesini sağlamaktır. Acaba anne kurbağanın midesine inen yavrular, mide tarafından hazmedilmeyecek mi? Elbette hayır. Yeni doğan aciz yavrulara anında süt yetiştirerek merhametini gösteren hayvan, mideye inen yavruların hazmedilmemesi için de, kurbağanın midesindeki sindirim faaliyetini durdurur.

Dişi kurbağanın daha önce midesine doldurduğu gıda maddeleri bağırsağa iletilir ve midenin sekli ile yapısı tamamen değişerek, yavrular için sıcak ve emniyetli bir beşik haline girer. Oburluğu ile tanınan bu kurbağanın iştahı, tamamen kesilecek ve kuluçka devresi tamamlanıncaya kadar hayvan tam 2 ay aç kalacaktır. Kuluçkanın ileri safhasında mide büyüyerek akciğere dayanır. Ve onun faaliyetinin durmasına sebep olur.Ancak akciğerleri devreden çıkan kurbağa, derisi vasıtasıyla nefes almaya başlar.

Yumurtadan çıkan kurbağalar daha sonra yemek borusundan tırmanır ve anne kurbağanın ağzından aşağı atlayarak, gün ışığına çıkarlar. Mide yavruların tamamen çıkmasından 8 gün sonra normal haline gelir ve vazifesini yerine getiren kurbağa, yiyip içmeye başlar.Avustralya’nın Adalede Üniversitesinden Zoolog Michael J. Tyler ile yardımcısı David Carter tarafından ortaya çıkarılan bu esrarengiz olay,fizyoloji olarak bilinen ilim dalını alt-üst etmiştir.İlim adamları ülserin tedavisinde yeni bir ümit olarak gördükleri bu olağanüstü olayın nasıl gerçekleştiğini ve midedeki faaliyetin nasıl durdurulduğunu aramakla meşguller...

 

 

Köpek Balıkları

Beyaz Köpekbalıkları

Bu korkutucu köpekbalıklarının uzunluğu 8 metrenin üzerine çıkabilir, fakat ortalama ölçüleri 4 metre civarıdır. Kaydedilen en büyük beyazın uzunluğu 8 metredir. Büyük beyazın diğer bilinen isimleri ölüm köpekbalığı, insan-yiyen, beyaz ölüm ve beyaz avcıdır.
Büyük beyaz köpekbalıklarının beyaz karınları ve gri renkli sırtları vardır, burunları uzun ve sivridir. Güçlü dişleri üçgen şeklinde ve testere gibidir. Ve ağızlarında bu dişlerden yaklaşık 3000 tane vardır. Yukarıdan bakıldıklarında iki renkli olmaları diğer hayvanlara karşı hedef olmalarını zorlaştırır çünkü denizde daha koyu gölgelerle karıştırılırlar.

Köpekbalıklarının en geniş ailesinden biri olan beyaz köpekbalıkları hem kıyılara yakın, hem de açıklarda, derin okyanuslarda bulunurlar. Daha çok ılık sularda yaşarlar. Bu korkutucu yırtıcı hayvanlar balık, deniz aslanları, foklar, deniz kuşları, küçük balinalar, kaplumbağalar, yunuslar ve diğer köpekbalıklarını avlayarak beslenirler. Aşağıdan saldırıya geçerler,  büyük bir ısırık alırlar ve kurbanlarının kan kaybından zayıf düşmesini beklerler.
Avlarının peşine düştüklerinde 25 deniz mili hız yaparlar ve suyun yüzeyine sıçradıkları bilinir. Beyaz köpekbalıkları çok iyi koku aldıkları kadar çok iyi görebilirler ve sadece köpekbalıklarının suda başlarını yukarı çıkartarak yüzeydeki nesneleri incelediği görülmüştür.
Büyük beyazlar insan yiyenler listesinin başında yer alır ve bir yıldaki 10 saldırının 5’inden sorumludurlar. Bu durum köpekbalıklarının yüzücüleri aşağıdan bakıldığında fok yada deniz aslanı sandıklarını düşündürmektedir.
Büyük beyaz köpekbalıkları, Güney Afrika’da, Namibya’da, Kaliforniya’da, Florida’da, bütün Avustralya’da ve Malta’da resmen koruma altına alınmıştır.

 

 

Karınca

Çalışkan Karıncalar

Yaprak yiyen karıncalar Orta ve güney Amerika ormanlarından ve Amerika’ nın güney eyaletlerinde bulunur. Yüzlerce değişik oda yapmak amacıyla yeraltında dev koloniler halinde yaşarlar. Her koloniyi oluşturan yaklaşık 8 milyon karınca, yalnız bir kraliçe tarafından yönetilir. Karıncaların çoğu dişi karıncalardır. Aynı zamanda dişi karıncalardan oluşan büyük bir ordu da vardır ve onların görevi kraliçeyi ve koloniyi korumaktır.

Kraliçe çiftleştiğinde yeni koloni kurabilecek rahat bir yer arar, kanatlarını döker ve yumurtlamaya başlar.İşçi arılar yumurtadan çıkar çıkmaz görevlerine başlarlar. Geniş bir işçi ordusu yuvadan ayrılır ve yiyecek yaprak araştırmaya çıkarlar. Daha küçük olanlar geride kalarak kraliçenin bıraktığı yumurtalarla ilgilenirler.
Adlarını haklı çıkarırcasına, bu çalışkan karıncalar çenelerindeki kesicilerini kullanarak yaprakları ve taç yapraklarını yarıya bölerler. Bu parçaları kafalarının üzerinde tutarak yuvalarına taşırlar. Bu nedenle arada güneş şemsiyeli karıncalar da denilir.

İşin ilginci yaprakları yemezler. Bunun yerine bu becerikli böcekler onları yiyeceklerini çoğaltmada kullanırlar. Yuvanın gerisinde küçük işçi karınca yaprağı yalayarak temizler ve küçük parçalara böler. Ve onları çiğneyip, çürüterek daha sonra yiyeceği mantarları büyütmek için kullanır.

Mantar bahçeleri yerin altındadır ve zayıf bahçıvan karıncalar tarafından dikkatle bakılır. İşçi karıncalar yuvaya en yakın ağaçların yapraklarını yolar ve yaprak yiyen karıncalar bir sürü yaprak toplar. Daha taze yapraklar bulmak için başka yerlere de giderler.

 

 

Kaplan

Kaplanlar, türlerinin en geniş kısmını Sibirya kaplanlarının oluşturduğu kedi ailesinin üyesidirler. Kavuniçi kaplı kürklerinin üzerindeki kalın, siyah dikey çizgileriyle kolayca tanınırlar. Göbeği ve boynu krem beyazdır.

Hiçbir kaplanın çizgileri diğerine benzemez, tıpkı parmak izleri gibi eşsizdirler. Kaplanın kendi vücudundaki çizgiler de her iki yanında farklıdır. Kaplanlara Hindistan’ dan Sibirya’ ya ve güney doğu Asya’ ya kadar rastlanır.

Genellikle geyik, bufallo vahşi domuz  gibi büyük hayvanlarla beslenirler, ancak bazen balık, maymun yada yavru filleri de yerler. Çoğunlukla gece avlanırlar. Yavrusu olan anneler dışında yalnız yaşayan hayvanlardır, bununla birlikte bazen bir avı paylaşmak için bir araya gelebilirler. Diğer kedilerden farklı olarak, kaplanlar suyu sever ve iyi yüzücüdürler.

Kaplanlar avlarını sessizce izler ve tuzağa düşürürler.Kendilerini gizlemek için yoğun bitki örtüsü olan alanları seçerler ve avlarının üzerine süzülürler. Kaplan avına yeterince yaklaştığında aniden saldırır ve onu öldürür.

Diğer kedilerden fazla olarak insanları yeme konusunda da bir ünü vardır. İşin gerçeği bir kaplanın insana saldırmasına  çok az rastlanır. Genellikle yaşlı ve yaralı kaplanlar normal avlarını yakalamakta daha başarısız olduklarından böyle bir şeye yönelebilirler. Kaplanlar kürkleri yüzünden tehlike altındadırlar ve türleri azalmaktadır.

 

 

Kirpi

Kirpilerin Dikenli Dünyası

Kirpilerin kafasının ve vücudunun daha üst bölümleri kısa sarımsı dikenlerle kaplıdır. Yetişkinlerin 5000 den fazla dikeni olabilir. Diğer kısımları kahverengi kürk ile kaplıdır ve kısa bir kuyrukları vardır.
Tüm Avrupa’da bulunurlar ve çoğunlukla bahçelerde yaşarlar. Ormanlık, bodur çalılık yada işlenmiş alanları tercih ederler.

Kirpiler yalnız yaşayan hayvanlardır. Yiyecek aradıklarında, sümüklü böcek, salyangoz, iri böcekler ve solucanların daha bol bulunduğu çok yağışlı gecelerde hareketli olurlar. Bazen de kuş yumurtaları ve yerde yuva yapmış kuşların yavrularıyla beslenirler.

Yazın, kirpiler gün boyu geçici olarak yapraklardan, yosun ve çimenlerden  yaptıkları sığınaklarında kalırlar. Kasıma kadar çoğu kış uykusuna yatar. Yapraklardan ve yosundan yol kenarlarının aşağısında, eski tavşan çukurlarında ve çürümüş  organik maddelerin altına yuva yaparlar. Seçtikleri yere yuva yapacakları gereçleri ağızlarında taşırlar ve gerekli büyüklükte bir yığın yaptıklarında, içeri doğru bir çukur kazarlar ve rahat bir barınak yapıncaya dek çevresinde dönerler.

Gelecek mart yada nisana kadar kış uykusuna yatarlar ve bu süre içinde kalp atışları dakikada 190 dan 20 ye kadar düşer, ve vücut ısıları yaklaşık 10 derece azalır. Kirpilerin çoğu kış uykusu sırasında ölür.
Görüşü zayıftır, fakat koku alma ve işitme duyuları çok iyidir. İyi tırmanır ve yüzebilirler. Dikenlerinin sıklığı, rahatsız edildiğinde ona yardımcı olur. Top gibi yuvarlanarak başını ve yumuşak kısımlarını korur. Ne yazık ki, dikenleri onları insanlardan gelen  tehlikelerden korumaz. Çoğunlukla bahçelerdeki su çukurlarına düşerler, ezilirler, şenlik ateşlerinde, çim biçme makineleri yada böcek zehirleri veya çöpler yüzünden ölürler.

 

 

Kızıl Tilki

Kızıl tilki dünyada en fazla bulunan etoburdur. Avrupa’ da, Kuzey Amerika’ da, Asya, Avustralya ve Kutupta bulunur. Kızıl tilkiler, değişik tabiat ortamlarına kendilerini uydurabilirler. İngiltere’ de ormanlık bölgelerde, şehre yakın yerlerde yaşarlar. Kızıl tilki, kurtlar, kır kurtları, köpek ve çakal ailesinin bir üyesidir. Kızıl bir tilkinin genellikle kızıl kahve kürkü vardır, fakat bazen siyah yada gümüş renklidir. Gür kırmızı kuyruğunun yanına beyaz kürk serpiştirilmiştir. Ve tilki kürkü diye bilinir.

Bu etçil memeliler hemen her şeyi yerler. Besin ihtiyaçları yaşadıkları yere bağlı olarak değişir. Kırsal bölgedeki tilkiler tavşanları, yabani tavşanları, tarla farelerini, küçük meyveleri yerler.Şehre yakın olanlar ise çöpleri karıştırıp bulduklarını yerler. Tilkiler aynı zamanda iri böcekleri, solucanları, kuş yumurtalarını ve düşmüş meyveleri yerler.

Kışın sonları veya ilk baharın başlarında yavrularlar. Dişi tilki,eski ve uygun bir hayvan yuvasını yada eski bir bahçe kulübesini doğacak yavrularına yuva yapar. Mart ayında bir batında 4-8 arası yavru doğar. Yeni doğan yavruların her biri yaklaşık 100 gr. ağırlığındadır. Çikolata kahvesi kürkleri vardır, kör ve sağırdılar, aynı zamanda yürüyemezler. Anneleri onları ısıtmak, temizlemek ve eğitmek için yanlarında kalır, erkek tilki onları beslemek için yiyecek getirir. Bir tilki yavrusu dört haftalıkken mavi olan gözleri kehribara döner ve kürkü kızıllaşmaya başlar.Tamamıyla  özgürlüğüne kavuşuncaya yani 6 aylık olana kadar aile içinde kalır.

 

Kar Leoparı
Ortalama 15 yıl yaşarlar. Küçük memeliler, kuşlar, koyun, keçi ve yaban domuzlarını avlayarak beslenir. Kar leoparları güç şartların olduğu ve kıtlık görülen arazilerde diğer memeli hayvanları tek başına  avlayarak yaşar. Kar leoparları avlarını sesssizce izler ve ortalama 20- 50 adım önce sessizce ortaya çıkarlar. Kar leoparları, yavrulama zamanları olan Ocak ve Mayıs ayları dışında yalnız bir yaşam sürerler. Görülmesi zor kalın kürküyle, kar ve kayaların arasına gizlenir.

Kar ayakkabılarına benzeyen geniş ön ayakları, kısa bacakları, güçlü göğüs kasları ve kuyruğu ile yüksek ve kayalık dağlara uyum sağlamıştır. Bugün dağ leoparlarının soyu çiftlik hayvanlarının başına dert oldukları için tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kürkü  de değerli olduğundan kaçak olarak avlanılmaktadır

 

 

Komando Ejderi

Komodo Ejderleri dünyanın en büyük sürüngenleridir, ortalama 2,25 m. uzunluğunda ve 59 kilo civarındadırlar. Uzun ve kalın boyunları ve yassı gövdeleri vardır. Uzun pençelerle biten kısa bacakları vardır.

Dört küçük Endonezya Adası’nda bulunurlar. Komodo, Rintja, P adar ve Flores. Otlak alanlarını tercih ederler. Komodo Ejderleri iyi yüzer ve tırmanırlar ve gün boyunca aktiftirler. Diğer sürüngenlerin çoğu gibi, çok iyi bir lezzet algılayıcısı olan dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar.
Başlıca besinleri ölü yada çürümüş hayvan leşleridir. Aynı zamanda domuz ve geyikleri de avlarlar. Bir ejderin bir maymunu bütünüyle mideye indirdiği görülmüştür. Sivri pençeleri ve testre dişleriyle etoburluğa uyum sağlamıştır. Dişileri her yıl onbeş civarında yumurta yaparlar. Onları yere gömüp , kuluçkaya yatarlar. Komoda ejderleri 1912 yılında Komodo adasındaki araştırmalara kadar doğal çevreleri dışında bilinmiyordu. Uzunluklarının 9m. nin üzerine çıktığı iddia ediliyordu, fakat bilinen en büyük örnek, 3. 10 metre boyunda ve 166 kg. ağırlığındadır.

 

 

Kırmızı Kanguru

Kırmızı kangurular Avustralya’ daki en büyük kanguru ailesidir. Kanguru yavrusunu kesesinde taşıyan bir hayvandır. Erkek kırmızı kangurular (boomerang diye de çağırılırlar) isimlerinden de anlaşılacağı gibi kırmızımsı renktedirler. Bununla birlikte dişiler genellikle gri renkte olur. Yetişkin bir kangurunun boyu 1.8 metreye kadar uzar!
 
Kanguruların inanılmaz derecede  güçlü Z biçimli arka bacakları ve uzun ayakları vardır. Uzun kuyrukları sıçrarken denge kurmalarına yardımcı olur ve daha yavaş hareket ettiklerinde üçüncü bir ayak gibi kullanırlar. Kangurular kısa ön bacaklarını kendilerini temizlemek ve yemek yemek için kullanırlar. Sık sık dirsekle bilek aralarını yalar ve serin kalmalarını sağlarlar.
 
Kırmızı kanguruların bir defada 6 metreden fazla sıçradıkları söylenir. Bi rkanguru hızlı hareket ettiğinde çok az enerji harcar. Bilim adamları bütünüyle emin olmamakla birlikte hızlı kangurular sıçrayışlarında daha az güç harcıyorlar gibi görünüyor. Ancak daha hızlandıkça yaktıkları enerji de fazlalaşıyor.
Kırmızı kangurular tek başlarına yada küçük gruplar halinde Merkezi Avustralya’nın gerisinde kuruş yeşil ovalarda  yaşarlar.
Uzun sure su içmeden hayatta kalabilirler ve gereken nemi yedikleri otlardan sağlarlar. Gün boyu sıcaktan korunmak için gölgede dinlenirler ve akşam, sabahın erken saatlari yada gece  harekete geçerler.
 
Genç kangurular annelerinin keselerinde büyür ve gelişir. Doğduklarında çok miniktirler.( bir yerfıstığı büyüklüğünde) Güvenle süt içip, beslenmek amacıyla annelerinin kesesine gitmek için tüylerine tırmanırlar. İyice gelişene ve dışarıda hayatta kalacak büyüyene dek birkaç ay kesede kalırlar.

 

 

Goril

Goriller, primatların en büyük cinsidir. Uzun kaslı kolları, kısa bacakları, geniş göğüsleri, kocaman kafaları ve büyük, keskin dişleri vardır.
 
Kısa parmaklı enli elleri vardır ve gövdesi kaba siyah tüylerle kaplıdır. Erkekler, dişilerden daha ağır ve büyüktür ve daha yaşlı olanları gümüş grisi tüylerinden dolayı gümüş sırt diye çağırılır. Goriller akıllı, nazik ve sosyal hayvanlardır.
 
Afrika ve ona yakın ülkelerde yaşarlar. Dağ gorillaları 3000 metreden fazla yükseklikte ormanın derinlerinde bulunur ve arasıra gece dondurucu soğuğun daha az olduğu tehlikeli bölgelere giderler. Batı ovalarının gorillaları Afrika’nın orta batısındaki tropikal yağmur ormanlarında yaşar.
Gorillalar egemen bir erkek, bir yada iki başka erkek, bir çok dişi ve onların çocuklarıyla birlikte gruplar halinde yaşar. Arada komşu gruplar birbirleriyle çatışma yaşarlar fakat genellikle birbirlerine belli bir mesafede dururlar.
 
Bir goril rakibi ile karşılaştığında dimdik durur ve kükreyip haykırarak göğsünü yumruklar, böylece öfkesini dile getirir.
 
Goriller çoğunlukla yerde yaşarlar. Büyük erkek goriller dev cüsselerinden ötürü nadiren ağaçlara tırmanırlar, fakat dişiler ve gençler bunu sık yaparlar. Yaprak,  tomurcuk, çiçek, sap, küçük meyveler, ağaçkabuğu ve eğrelti otları gibi bitki türleriyle beslenirler. Bazen böcek de yerler. Su içtikleri görülmese de beslenirken ihtiyaçları olan suyu alırlar.
 
Goriller gün içinde hareketlidir ve zamanlarının çoğunu grup içindeki bağı kuvvetlendirmek için diğerlerine çeki düzen vermekle geçirirler. Gece uyumak için ağaçlarda yada yerde yuvalarını yaparlar, üç yaşın altındaki goriller anneleriyle uyurlar.
 
Ne yazık ki doğa tahribatı ve izinsiz avlanma yüzünden goril nüfusu tehdit altındadır.

 

 

Flamingo

Flamingolar yeryüzünün genellikle sıcak bölgelerinde yaşayan iri yapılı kuşlardır.Durgun su kıyılarında dolaşırlar. Bacakları uzun ve ince,dizleri şişkin, boyunları uzun ve kıvrıktır. Erişkinler genellikle pembe tüylü ve yer yer parlak kırmızı alacalıdır.
Beslenmek isteyen flamingo başını, gagasını yukarı gelecek biçimde suya daldırır. Suyla birlikte gagasına dolan küçük bitki ve hayvaları süzerek yer. Flamingolar sürü halinde yaşayan zarif kuşlardır. Bazen yüzlercesi su kıyılarında dolaşırken yada havada pembe bir bulut gibi uçarken görülebilir.

Flamingolar killi çamurları yığarak kesik koni biçiminde bir yuva hazırlar. Dişi bu koninin çukuruna bir yada iki tane beyaz yumurta bırakır. Erkek ve dişiler sırayla kuluçkaya yatar. Çatlayan yumurtadan çıkan yavrulara da anne ve baba birlikte bakar.

 

 

Fil

Anne Fil

Fil hafızasını duymuş olmalısınız, hafızası güçlü insanlar için bu deyim kullanılır. Fillerin, özellikle de dişi fillerin ailelerinin sağlığından doğrudan sorumlu olduklarından güçlü bir hafızaları olduğu anlaşılıyor.Telgraf gazetesine göre bu gerçek Sussex Üniversitesi’ nden bir grup araştırmacı tarafından Kenya’ daki Amboseli Ulusal Parkında yaptıkları çalışmalar sonucu ortaya çıkarıldı. Filler anaerkil ailelerdir, yani dişinin lider konumunda olduğu ailelerdir.

Yarım düzineyi bulan diğer yetişkin anneler içinde en yaşlı dişi, onlar avlanmaya gittiğinde çocuklara göz kulak olur. Bunu nedeni en yaşlı dişinin ailedeki en güçlü hafızaya sahip olmasıdır. Bir dostu ve düşmanı diğerlerinden çok daha iyi ayırabilir. Diğer yandan erkekler yakın ilişkiler kurmaz. Genç yaşlarında annelerinin bulunduğu sürüden ayrılırlar. Yalnız yaşar veya küçük bekar erkek gruplar oluştururlar.

Filler olgunluk yaşları olan 60’a veya daha fazlasına geldiklerinde, bu onlara geri çekilmek için yeterli tecrübeyi kazandırır... Anne fil gelen farklı davet çağrılarını tecrübesini kullanarak değerlendirir ve aileden gelen cevaplara göre karar verir. Eğer bilinen bir ses ise bir arkadaş olduğu bellidir. Eğer bilmedikleri bir ses ise ailesini oradan uzaklaştırır. bir yabancı, sürüdeki çocuklar için aynı zamanda olası bir düşmandır. Bu yolla sürüdekiler eşlerini bulmak için gerekli zamanı kazanırlar. Anne filin bilgisi başka yerlerdeki dost sürüleri bulmaya yardımcı olur. Yaşlı filler avcıların ve izinsiz hayvan avlayanların ilk hedefidir. Yaşı bir filin öldürülmesi yalnız ailesi için üzücü değildir aynı zamanda sürünün geleceğine büyük bir darbedir.

 

 

Hipopotam

Hipopotamların 2 çeşidi vardır, biri Nil hipopotamı ve diğeri daha az rastlanılan cüce hipo. Her ikisi de Afrika’da bulunur ve zamanlarının çoğunu suyun içinde yada kıyısında geçirirler. Aslında, Hipopotam kelimesi Yunanca’ da nehir atı anlamına gelir. Tahmin edebileceğiniz gibi, Nil Hipopotamı sadece uzun Nil Nehri boyunca bulunur. Derin nehirleri tercih ederler, kamış yataklarının ve otlakların kenarında, aynı zamanda Merkezi Afrika’ nın tuzlu sulara yakın nehir ağızlarında da bulunurlar.

Hipopotamlar hemen hemen tüysüzdür. Yumuşak derisi çok narindir ve güneş yanığına karşı korunmasızdır. Fakat hipoların güneş koruyucuları vardır. Vücutlarının ürettiği yapışkan pembe renkli bir sıvı onları güneş ışınlarından korur ve sudan çıktıklarında derilerinin kurumalarını önlemeye yardım eder. İnsanların hipopotamların terlediklerini sanmalarının nedeni budur.

Hipopotamlar uzun köpek dişlerine sahiptir, eğer onları esnerken görürseniz,rakiplerine yada yırtıcı hayvanlara dişlerini gösterdiklerini sanabilirsiniz.

Nil hipoları zamanlarının çoğunu kendilerini serinletmek amacıyla suda geçirirler. Dört tonluk ağırlıklarıyla karadaki en ağır üçüncü hayvandır. Suda hantal gövdelerini desteklerler ve olağanüstü çevik yüzücülerdir. Gece tehlikeye atılarak karaya çıkar, otlarla ve yere düşmüş meyvelerle beslenirler. Hipopotamlar mükemmel bir çim biçme makinesidirler. Bitkileri yere çok yakın şekilde kırparlar, onların otladıkları yerde yangının yayılması mümkün değildir.

Cüce hipolar daha küçüktürler ve yağmur ormanları ve bataklıklarda yaşarlar. Dev akrabalarına göre daha çok karada kalırlar, yapraklarla ve diğer bataklık bitkileriyle beslenirler.

 

Örümcek

Örümceler kutuplardan çöllere kadar dünyanın her yerinde bulunabilen hayvanlardır. Örümcek gibi görünmeyen farklı türde birçok örümcek vardır. Bazıları ağ örer,bazıları ise örmez. Boyutları ise değişkendir.İşte örümcekler hakkında bazı bilgiler...

-Örümcekler omurgasızdırlar.

-Örümceklerin karınlarında ağ örmek için kullandıkları ipek bezler vardır. Bu ağları böcekleri yakalayıp yemek için örerler. Böcekler bu yapışkanımsı ağa takılırlar. Örümceklerse vücutlarındaki yağ sayesinde bu ağa yapışmazlar.Tüm örümcekler ağ örmezler.

-Örümcekler ağ örmek için yedi farklı ipek üretirler. Genetik olarak proteinlerden oluşan ipeğin her türü farklı bir göreve hizmet eder. Birisi avını diğeri yumurtalarını sarmak, kalan beşi ise örümceğin ağını şekillendirmeye yarar.

-Dünyada 30,000 den fazla örümcek cinsi vardır.

-Tüm örümceklerin ısırdıkları zaman zehirini akıttıkları uzun sivri dşleri vardır. Örümcek ısırığı acı verici olabilir ve seyrek de olsa bazıları öldürücüdür.

-Altı ile sekiz adet arasında değişen gözleri de olsa örümceklerin çoğu miyoptur.Vücutlarındaki kılları algılayıcı olarak kullanırlar.

-Örümcekler kirlendiği ve parçalandığı için ağlarını hergün yeniden örerler. Eski ağı ne yaparlar peki?Top gibi yapıp yerler…

-Erkek örümcekler dişi olanlardan daha küçüktür.

-Anten ve kanatları yoktur ve otçul değildirler.

 

 

Okapi

Bulunduğu ülkeler: Kuzey, merkezi ve doğu Kongo

Sıklıkla görüldüğü yerler: Sık ve rutubetli ormanlar

Yaşam süresi: 33 yıl civarı

Gebelik süresi: 427-491 gün arası.

Çocuk: Bir yavrulamada 1 tane

Yiyecek: Tomurcuklar, ağaç sürgünleri, ot, eğreltiotları, meyve, mantar

Özellikleri:
Arkaya taşan sırtlarıyla güçlü bir gövdeleri vardır, zürafaya benzemekle birlikte daha kısa boyunludurlar. Gövdeleri kısa ve düz tüylerle kaplıdır. Kol ve bacaklarının üst kısmıyla, baldırlarının kenarları beyaz yatay çizgilerle kaplıdır, bunun dışında gövdesi hemen hemen siyahtır. Yüzü biraz daha açık renklidir. Okapiler geniş ve koyu renk gözlere, büyük kulaklara ve dallardaki yaprakları koparabilmek için uzun siyah bir dile sahiptir.

Erkeklerin küçük, tüylü kaplı boynuzları vardır.ayrı ayrı, çift olarak yada küçük aile gruplarıyla yaşar ancak asla sürü halinde gezmezler. Zürafalarla akrabadırlar.

Korunmaları: 1980’ lerden itibaren dünya vahşi yaşamı koruma birliği okapileri koruma altına aldı.

 

Panda
Dev Pandalar Çin’de yaşarlar. Sık bambu ağaçlarının bulunduğu dağ ormanlarında yaşarlar. Zamanlarının çoğunu ağaç oyuğu ve mağara bulabilecekleri ormanda geçirirler.

Bu yalnız yaşayan memeliler, yaşadıkları sürenin %60’ını yemek yiyerek geçirirler. Pandalar neredeyse yalnızca bambu yerler. Uzun kolları vardır ve ince dalları kavramasına yardımcı olur. Yedikleri bambunun enerjisi düşük olduğundan yeterli gıdayı almak için günde 14 saatten fazla beslenmeleri gereklidir. Pandalar büyük ve ağır yapılı hayvanlardır. 115 kiloya kadar çıkabilirler. Hiç kimse neden siyah ve beyaz lekeli oldukları konusunda emin değildir. En yaygın açıklama, bu renklerin diğer pandalara bir işaret vererek, açık bir şekilde görülmelerini ve korunmalarını sağlamak şeklindedir.

Dişiler, ağustos yada eylülde bir veya 2 yavru dünyaya getirirler. Doğum gerçekleşmeden birkaç gün ağaç kovuklarında yada kaya oyuklarında ince dallardan ve yapraklardan bir yatak hazırlarlar. Bu minicik hayvanlar, kör ve tüysüz doğarlar. Ağırlıkları 80 ila 120 gr. arasındadır. Dev Panda yavruları hızla büyürler ve sekiz haftada doğum ağırlıklarının yirmi kat üzerine çıkarlar. Dev pandalar, soyu tükenmekte olan türlerdir ve vahşi doğada 1000 civarı kadar panda kalmıştır. 1970’ten beri yaşam alanları yarı yarıya daralmıştır.

 

 

Penguen

Penguenlerin beyaz karınları ve gözlerinin çevresinde beyaz halkaları vardır. Sırtları ve kanatları ise siyahtır. Ayrıca kısa gagalarının bir bölümü tüylerle kaplıdır. Penguenler Güney Kutbu ve çevresindeki adalarda yaşar ve ince bir yağ katmanı sayesinde vücut ısılarını korurlar. Bu yağ katmanı onları en yırtıcı hayvanlardan biri olan leopar fok balığı için leziz bir yemek haline getirir. Penguenler karides ve yengeç gibi kabuklu deniz hayvanlarını yerler. Sosyal hayvanlardır ve binin üzerindeki sayıdan oluşan geniş kolonilerle yaşarlar. Eylül ve Ekim aylarında yavrulamak üzere kıyılara çıkarlar. Penguenler çiftler halinde yaşar ve her yıl eski yuvalarına  geri dönerler.Yerde sığ bir çukur açarlar ve içini çakıllarla kaplarlar. Kuş yuvaları birbirine yakın sürüler halindedir ve yavrulama alanları için acımasız bir yarış vardır. Ve arsız penguenler sık sık komşularının yuvalarından çakıl taşlarını çalarlar.

Erkekler ve dişiler sırayla iki yumurtayı sıcak tutarlar ve onları yağmacı kuşlardan korurlar. Yumurtalar 2 günlük aralıkla bırakılır. Böylece yumurtadan çıkan civcivlerden biri diğerine göre daha büyük ve güçlü olur. Üzücü olan, eğer yiyecek yetersizse küçük olan nadiren hayatta kalır. Genç kuşlar sekiz veya dokuz hafta sonra suya girmeye hazır olurlar.

 

 

Pire

Pireler, kuşlar ve memelilerin kanıyla beslenen kanatsız böceklerdir. Yetişkin pireler 1 ile 5 milimetre uzunluğundadır. Beslenmek için hayvanların yanında yada üzerinde yaşarlar. Onları dünyanın her yerinde hatta Antarktika’ da bile bulabilirsiniz. Pirelerin  ağızlarında keskin kısımlar vardır ve bunları hayvanların kanını emmeden önce kullanırlar.
17 cm. in üzerindeki yüksek atlayışlarıyla mükemmel sıçrayıcılardır. Uzun bir sıçrayışta 32 cm.lik yol kat edebilir – bu insanların 137 m.lik uzun atlamasına denktir ve en iyi Olimpiyat atletlerini geride bırakır.

Dişi bir pire günde 20 yumurta bırakabilir, bu da yaşamı boyunca 600 kadar yumurta demektir. Pire, uyuduğu ve yaşadığı  hayvanın üzerine yumurtaları bırakabilir. Kurtçuğa benzeyen larvalar bir ay  içerisinde gelişir ve dışkı, ölü deriler ve tüyle beslenir. Larva üzerine sıçrayıp yerleşeceği bir hayvan bulana dek ipek bir koza örer. Titreşimler, ısı, ses ve karbondioksit yemek ve yerleşecek bir yer anlamına gelir. 10 pire sadece bir ay içerisinde 250.000’e kadar çoğalabilir ve bu da birini kaşındırmak için yeterli bir miktardır!
Pireler hayvanlarımızın üzerinde yaşayarak ve onların derilerini tahriş ederek başa dert olabilirler. Evcil hayvan sahipleri her yıl milyonlarca lirayı evlerini ve hayvanlarını pirelerden uzak tutmak  için harcarlar.

piton

Piton’ un 20 türü vardır. Asya, Avustralya ve Afrika’ daki tropikal iklimlerde bulunurlar. Bir çoğu su kenarlarındaki ağaçlarda yaşarlar.Hint pitonları dünyada bulunan yılanlar arasında en büyük yılanlardır. Öyle ki, fare ve tavşan gibi memelileri yiyebilir, ve küçük bir geyiği yada yaban domuzunu yakalayabilir.

Boa yılanları pitonlarla akrabadır fakat onlar Avustralya’ da değil Amerikada’ da bulunurlar. En büyük Boa yılanı Anaconda’ dır. Ve uzunlukları 11 metreden fazladır. Ölçülen en büyük piton yılanı 10 metre uzunluğundadır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !